Merhaba,
Bir ay daha geride kaldı ve şimdi Monolog Perde Arkası’nda ‘Yazılmayan Paragraflar’ zamanı.
Temmuz ayında konumuz edebiyat ve bilimdi. İlk bakışta birbirinden bağımsız yazılar gibi görünüyor. Ama yazdıkça konular arasındaki bağlantılar belirginleşti.
Örneğin bir madlen kuantum mekaniğini düşündürebilir mi?
Muhtemelen buna hayır diye cevap verirsiniz. Bunun altında bilimsel bir kanıt görmek istersiniz.
Ama bazen bir sorunun bilimsel olarak doğru olması gerekmez. Bizi başka bir soruya götürmesi yeterlidir.
Kayıp Zamanın İzinde ve ‘Kuantum Çağı’ serisini yazdığımda bende sanatın da bir fiziği olabileceği düşüncesi oluştu.
Dört yazının sonunda birbirinden çok farklı görünen bu konuları zihnimde birbirine bağlayan şey şunlardı:
Proust bana zamanı düşündürdü.
Süperpozisyon olasılığı.
Dolanıklık ilişkiyi.
Malzeme bilimi ise kusurların bile yeni bir başlangıç olabileceğini.
Hepsi, gördüğümüz gerçekliğin daha zengin olabileceğini anlatıyordu.
Üstelik zamanda birbirinden bağımsız görünen hayallerin, aradığımız gerçekliğin bir parçası olabileceğini gördüm.
Örneğin, Proust'un bir asır önce hayal ettiği zamanlar arası iletişim, Nolan'ın Interstellar’ında fiziksel bir gerçeklik olarak sahnelendi.
Bunun bilimsel bir bağlantı olduğunu iddia etmiyorum. Ama aynı soruya iki farklı dilin yaklaşımı olarak düşünebiliriz.
Bu bölümde, 'Monolog Perde Arkası'nın doğası gereği yazamadıklarımı anlatıyorum:
Kuantum biyolojisini, göçmen kuşları, geleceğin makine toplumunu, yapay zekâyı…
Ve belki de geleceğin en değerli şeyinin teknoloji değil, anlam olabileceğini.
Neden Marcel Proust'un, Shakespeare'in, Dante'nin, Mevlana’nın geleceğin nadir elementleri olacağını.
Temmuz ayında bu düşünceler yazılara yansımadı ama işin mutfağında kaldı.
Bu ayki Monolog Perde Arkası | Yazılmayan Paragraflar’da işin mutfağını beraber gezelim ve bu sorulara birlikte cevap arayalım.
İyi dinlemeler.
Podcasti Monolog'da okuyabilirsiniz. Eğer alt yazılı izlemek isterseniz YouTube kanalımı ziyaret edebilirsiniz.