Bir insanlık hikayesini, başlangıcından 500 yıl sonraki bir bölümünden okumaya başlarsak onu gerçekten anlayabilir miyiz? Şöyle düşünelim, 5 kitaplık bir roman serisine 3.’ünden başladığımızda açık kalan bölümü hayal gücümüzle kapatmaya çalışabiliriz ama sonuç biraz havada kalır.
Çoğumuz için ABD Sivil Haklar Hareketi de, 1950 ve 60’larda başlayıp bitmiştir. Sanki siyahilerin özgürlük arayışı, o tarihlerde birden ortaya çıkıvermiş gibi. Oysa biraz daha derinlere indiğimizde bu hareketin kökeninde kölelik, Amerikan İç Savaşı ve oradan ABD’nin kuruluş felsefesine uzanan tarihi bağlantıları görürüz. Hatta bu hikayenin ilk cümlesine, Kolomb’un Amerika’ya ayak bastığı gün, günlüğüne "ne iyi köle olurlar" diye yazdığı andan başlayabiliriz. Bu, Sivil Haklar Hareketi'nin ilk tohumu, Atlantik Köle Ticareti'nin ilk zihin jimnastiğiydi. Kolomb’un bu sözleri, yüzyıllar sonra Martin Luther King'in, 1865'te siyahlara verilen "özgürlük çekinin" neden karşılıksız çıktığınının da cevabıydı bir bakıma.
‘Hepimizin İçinde Bir Afrika Var’ serisinin 5.’sinde, işte bu unutulmuş başlangıç noktasından yola çıkıyorum. Çünkü Rosa Parks’a o koltuktan kalkmamasını fısıldayan, yalnızca yorgunluk değil; belki de atalarının, okyanusun ötesinden gelen o kadim sesiydi.
Sivil Haklar Hareketi, köle gemilerinden ‘Black Lives Matter’ sloganlarına uzanan yolculuğuna devam ediyor. Bu bölümde hukukun kılıfına uydurduğu köleliği, "ayrı ama eşit" illüzyonunu ve nihayet bir rüyayı nasıl bir sınıf mücadelesine dönüştürdüğünü anlatıyorum. Ve ardından şu soruyu soruyorum: Eğer siyahi toplumun arkasında, güçlü ve birleşik bir Afrika kıtası olsaydı, bu tarihi hiç yaşar mıydık?
'Hepimizin İçinde Bir Afrika Var' serisinin bu bölümünde, işte bu sorudan yola çıkarak tarihi geniş zamanlı okumaya çalışıyor ve içimizdeki Afrika'ya kulak kabartıyoruz.
Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'daki yazımda okuyabilir veya YouTube kanalımda alt yazılı izleyebilirsiniz.